Neden bu Blog ?

Samimiyeti kalbinde arayan romantik bir yazarın bence güzel sözleriyle süslü blogu...

27 Nisan 2025 Pazar

Gargara Yapıp Gelin"

Ahh be insanlar, birbirlerine ne kadar da kolay yalan söyleyebiliyorlar.
Bugün bir arkadaşım, mağazadan bir şey alabilmek için bir senaryo kurdu ve kendi yazdı, yönetti. Her yaptıracakları işler için insanlar bir aciliyet belirtip sonra karşısındaki insanları strese sokuyorlar. İnsan, insana zulmetmeyi nereden öğrendi? İlk Kabil kimse, onun ben anasını...

Sonra bir de zafer gibi sevinmeyi öğretmişler. Başkalarının elleri ayakları birbirine dolansın, sonra ülkemiz gelişsin diye çayla sigara ile nutuk atarlar.
Ya insanlar, eleştirirken dönüp kendilerine bir bakmazlar mı?
Ulan, ben ağzımdan beni aşan bir şey çıktığında kesinlikle duraksarım; herhalde hatamız da bu.
Bol keseden at, dilin mi yok? Ne duysalar inanıyorlar. Bilinçaltları çöplük, akıllarında o kadarları kalıyor.
Sonra bir de "Atıyor." diyorlar.
Atıyorum ama yiyosun lan hıyar!

Sonra dalga geçecekleri insanları seviyorlar.
Bizler kusursuz olmaya, kendimizce kendimizi yontmaya çalışıyoruz; sonra bir bakıyoruz ki rol yapanların ışığı parlıyor kenarda, anladın mı?
Nereden geldik bu dünyaya, bilmem ki.

Bağrıma basamadığım o kadar şekil insan var ki...
Hepsi bir maraz çıkarıyor.
Biz de sineye çekip "La havle." çekmekle yetiniyoruz.

Ulan, bu dünya bir tek sana mı yaratıldı?
Biz de insan değil miyiz?
Biz de insan evladı muamelesi görsek çok mu?

Kralın her yeri çıplak, yine de "Kullarım!" diyor.
Sizin okuduğunuz masalları bana anam anlatırdı.
Çocukken bıraktık onları dinlemeyi; artık uyutmuyor be anam.

Nefesin yalan kokuyor, azıcık gargara yapın da gelin.
Alın benden size zemzem.
He, onu da süremezsiniz ağzınıza.
Tutmaz sizi abdest.

Her yerden bağırıyor şekliniz: "Benden bir cacık olmaz!" diye.

Velhasıl, bazen bir hıyarın gölgesinde kavun arıyoruz, o da çürük çıkıyor.

Zanlar, Yıkımlar ve Bir Avuç Kelime"

 Bardağı dolduracak ne kadar dert tasa varsa, romantik zihnimde yine doluştu. Soluk borumdan tutan ve kavrayan bir el var. İnsan, arıyor kendini zihninde. Büyük yazarları okumak veya dinlemek insanı büyük yapar zannediyordum. Sonra, Allah’a gönülden iman eden kalbe kimse zarar veremez zannediyorum. Zanlarım çoktu. Zihin katında her yaş bir deprem oluyor gönül faylarımda ama yıkılmıyor evler. Evlerin hepsi ağır hasarlı; her gün bir belediye başkanı atanıyor ve yeni bir yapım süreci başlıyor mahallelerde. Mahallelerde artık çamaşır asmak yasak. Soğukta hiçbir hayvan maması kalmayacak. Ve bir dahaki seçime kadar tüm caddelere sanat eserleri asılacak.

Hani, zeki ve duyarlı ve kibar biri olmak... Şehir, sanatçıdan geçilmiyor ama dişe değer bir cesaretin esamesi okunmuyor. Hey çaycı! Van Gogh'un yaşadığı buhrandan bir tanede bana getir. Kendi derdim yetmezmiş gibi biraz da yeni bir şeyler deneyelim.

Havalar ısındı. Havalar, güzel seven, kendi ile barışık ve gerçekten güzel insanlara ısınıyor. Şişman, çirkin ve sevimsizseniz, size hayat hep kırmızı ışıkları yakıp bekletiyor. Arkanızdakiler korna çalmıyor, hayır. Hepsinin ümidi kesilmiş, kırmızıda bekliyor. Ta ki bir polis memuru, "Tamam, süren doldu, in arabadan." demesini bekleyecek kadar.

Sahi, nisan bitti. 2024 bitti. Bugün bitti. Yarının anlamı ve beklediklerimizle kocaman bir soru işareti. Bu soru işaretleri neden her gün bir önceki günden daha büyük belirir? Başlarını ezmeli tüm soru işaretlerinin. Sanki benim soru işaretlerime nokta konmuyor. Öyle ya, konsa bir sonraki cümle büyük harfle başlayacak. Bizim tüm kelimelerimiz harfleri küçük harflerle başlıyor ve giderek küçülüyor. Aynı sevgimiz, umudumuz ve hayallerimizle beraber.

Sonra biri ya da bir şey çıkıyor, tekrar büyümeye yazıyor ellerimiz. Sonra tekrar bir darbe yiyor elimiz ve haddini bildiriyor cümlemize, kıçı kırık bir mürekkep kesiği. Ne olur, artık nokta koyup bir sonraki soruya geçmek istiyorum.

Eyy erenler, arifler, söz ehli kim varsa; derdimi anlatacak cümleler dökülmüyor kalemden ve hiçbir şair uğramamış benim buhranlarıma. Söyleyin bana, kim anlatacak beni bana? Ya da bana mı kalmalı bu işte?

Kendimi tekrar etmek istemiyorum. İstemediğim o kadar çok şey var ki, hayatta istediklerimi unuttum.

Sonra intihar etmek derler, ne kadar da kolay kaçış. İnsanlar bu hayata kendi hayatlarını sonlandırmak için gelmiş olamaz. Yenemedikleri bir hayatta nasıl kabullenirler yenilgiyi, nasıl reva görürler hayata bu zaferi? Hiç mi gurur yok ellerinde? Nerede aldıkları yeni elbiseler veyahut bilezikler? Hiç mi çocuk olup oynamadılar zengin çocuklarıyla? Ya da hiç mi bir şansla kazı kazan çıkmadı? Kime karşı bu eziklik ve bitiklik?

Hayır, kelimeler, kelimeler... Destek verin abinize; yedirmeyin hayatı bu kadar seven kimliğime. Bana yoldaş olun ve elimden tutun. Ben sizi ne kadar şefkatle döküyorsam, siz de beni öyle tutun sürahide. Aman ha, yavaş dökün gireceğimiz bardağa. Biz bir bütün olmadık mı zamanla?

Kur'an "Oku." dedi Muhammed’e, ben de sizden rica ediyorum: sevin beni. Sevilmeyi kimden isteyebilir ki? Varsa canı kelimelerin, bir zahmet ellerime revan olsunlar. Ellere bırakmasınlar. Elime yapışın sıkıca ve kurtaralım dünyayı kötülüğe emanet olmuş zihinlerden...

15 Nisan 2025 Salı

Susuz Nisan

Merhaba

Bu köşeyi biraz da gün sonunda vicdan muhasebesi yapmak için kullanmak istiyorum.

Eskiden günlüklere kilit vurulurdu. Sanki sakladıklarımızı bizlerle birlikte gömünce ödüllendirilecekmişiz gibi...
Biliyorum, bu alışkanlığım da her ateş ya da kıvılcım gibi birkaç güne söner. Ama eski yazılarımı gördükçe – her nerede olursa olsun, kimi zaman bir defterin arkasında, kimi zaman böyle unutulmuş bir blog köşesinde – beni hep o günlere ve o duygulara doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

Kelimeler, yüreğimizdekileri anlatmakta ne kadar yetersiz kalıyor... Türkçe mi yetersiz, yoksa bize az mı öğretildi?
Gerçi çevremiz ne kadar çok konuşuyor ki? Ya da ben? Konuşmuyoruz… Susmaya yemin etmiş gibiyiz.

Bugünlerde, firmamıza emek harcamış değerli bir abimizin, atılan iftiralar sonucu işten ayrılmasına tanık oluyorum.
Ahh, şimdi Taşlıcalı Yahya olsa, ne güzel derdi… Reva görmezdi bu sonu ona.
İş hayatında, basiretsiz bir güruhun ve kin güden şeytanların arasında elimizde asa ile geziniyoruz.
Bir Allah’ımız var.
Neden dini örnekler verdim? Bazen sadece Allah’a sığınırsın da ondan.

Ağlamak, yakınmak, şikâyet etmek… Elimizden bir şey gelmiyor.
Bazen insanlar bencilce düşünüp, kayıp giden hayatlara ve umutlara sadece izleyici kalıyor.

O zaman dönüp soruyor insan kendine: “Sen kimsin?”
Yanıt yok.
İnsanın vicdanı da olmasa, nasıl insan olabilir ki?

Her gün doğan güneş, bir önceki günden doğandan daha çabuk sönüyor.
Umutla başlayan gün, yerini hayal kırıklıklarına bırakıyor.
Olumsuzluğa olan öfke gün sonunda diniyor.
Ve inananlar, şeytana hak veriyor.
Tüm Âdemler dünyaya boynu bükük dönüyor
ve elma, daldan kendiliğinden düşüyor.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Olur da bir gün, herhangi bir senenin herhangi bir gününde bu yazıyı görürseniz, bir şey yazın ki sesi olsun.
Bu yazı sandıklarda kilitli kalmasın, etkileşim alsın.

Pranga Kafa...












26 Mayıs 2019 Pazar

Taş Duvarlar

Tarihi okulun zamana meydan okuyan duvarları,
Hüzünlü bir ezgi eşliğinde
Geçen zaman taşlara lekelenmiş,
Taşlar yorgun taşlar buruşuk taşlar ağarmış
Ne yandan baksan taşlara yaşanmış olaylara tanık,
Kimi zaman öfke kimi zaman gözyaşı akar,
Duvarlara doğru bir insan gönlünden
Harcına hatıralar bulanır,
Sadakati nankör insanlaradır.
Biraz yaşamış olan her insan ne zaman bu duvarlara baksa,
Sağnak halinde düşer gözlerinin önüne anılar
Bir kağnı araba hızında geçer sevgiler,
Ne zaman uzanmak istese hatıralarına,
Bir martı sesi ya da densiz bir araba kornası
Duvarları ve beraberindekilerini unutturup,
Tatılı rüyasından uyandırır kimseyi bir dahaki
sefere yeniden geçmek üzere önünden,


22 Mayıs 2019 Çarşamba

Akşam

Saat 11 oldu.Koca bir gün daha devrildi.Akşam tüm sessizliğiyle insanı vicdan muhasebesi yapmak üzere  yine yanlız bıraktı.Gün içerisinde o kadar çok duygu değişimi oluyor ki,Anca akşama onun muhasebesini yapma fırsatı oluyor.

Bugün hastalığım sebebiyle 2 gün ara verdiğim işime bir heyecanla başladım.Sonra aynı işlerle karşılaşınca sıkıldım.Sonra insanlar sağlığımı merak edip soruşturunca sevindim.Bir kaç insana espri yapıp gülümsetince mutlu oldum.Sonra hastalığım nüksedince yine bozuldum.Sevdiğim çalışma arkadaşım şirkete gelince yine bir mutlu oldum.Uzun zamandır kovaladığım iş gerçekleşince rahatladım.Öğle arası cadde de gezmeye çıktığımda güzel kadınlar gördüm etkilendim.Arkadaşımla bir konu üzerinde tartıştım bozuldum.Akşama doğru iş için sinirlendim.vesaire,

Gelgelelim bugün arkadaşımla yaptığımız tartışmanın ayrıntılarına,Arkadaşım 2 günlük bir iş gezisi için İzmir e gitmişti.Şirketimizin bir şubeside orda bulunuyor.Çalışanlarda haliyle iş arkadaşlarımız.
Onlardan biri sırf İzmir de hayal ettiği hayatı yaşabilmek için yani bahçesinin olduğu trafiğin ve insanın az olduğu bir yerde kendi ürünlerini yetiştirerek bir hayat yaşamaktaymış.Aslında anlatılınca ne kadar da güzel değil mi herkesin hayali.Ama benim kanaatim bu görüşün çok bencilce olduğundan yana.Neden ?

Spor salonuna arada sırada giderken bir tane temizlikçi bir abimiz vardı.Adı Cengiz zamanında ecza işindeymiş.Bir çok ilaç yanılmıyorsam diş için sadece ondan sorulurmuş.Sonralar işte dost kazığı ve bildiğimiz hikayeler şaşaalı günlere elveda.En güzel karılar engüzel mekanlar emrine amadeymiş.Spor salonuna gelen kızlar onun gezdikleri yanında hiçbirşeymiş.Bir ara soyunma odasında kendisiyle karşılaştım.Bir baktım Iphone telefonunda bir geri sayım.Benimde aklım hemen İlluminati sitesinde geri sayım başlamıştı ya ona gitti.Dedim mason musun Tarikata has bir geri sayım mı :)Abi hikayesini bildiğim için bana emekliliğime kalan süre dedi.Daha önce yaşadığı şaşaalı hayatı bir temizlikçi olarak idame ettirmek hangi insanın kolay kaldırabileceği bir şey ki.Peki dedim abi emekli olduktan sonra napıcan ? Gidecem memlekte ev kirası felan da varmış.Çocuklar zaten büyümüş orda yaşamaya devam.

Haydii ya  arkadaş insan belirli bir yaşa geldikten sonra neden hayatta her istediğini bencilce elde ettikten sonra herşey tamammış gibi köşesine çekliyor.Neden böyle olmak zorunda ?Hadi diyelim öteki taraf yok.Ya da öteki tarafta bildiğimiz anladmda hayat yok.Bu dünya da X insanın katkısı yiyip içmek gitmek mi ? Bir platonu bir Atatürk ü ya da diğer büyük düşünürleri düşünüyorumda .Bu adamlar hayatının son anına kadar ideal olarak belirledikleri yolda yani insanlık adına birşeyler yapmak için canını dişine taktılar.Ben hiçbirinin kenara çekileyimde insanlardan uzak durayım görüşünü desteklediklerini düşünmüyorum.Peki biz ne yapalım ? İnsanlara faydanız olsun.Neden kendi dünyanıza çekilip ölümü bekliyorsunuz ? İnsanlara kimsesizlere çocuklara sizden sonra bu dünyaya geleceklere,müslümanlara,akrabalarınıza sıkıntısı olanlara kimsesiz hayvanlara yardım etmek daha güzel bir amaca hizmet etmiyor mu ?

Kusura bakmayın ama çiftlik hayatı yaşamak isteyen insanlar eğer sadece kendi kafa rahatlığı için bu kadar bencil olarak yaşamak istiyorlarsa paranız keyfiniz elbette sizin,

Sadece boş bir insandan boş fikirler dinlediniz.Neden boş bir insan ? Çünkü ne yazıkki akıl verdiğim yerde o insanlara günlük koşuşturmada yardım edemiyorum.

İşte bu blogu yazılma amacıda bu,Ben bu fikirlerimi birilerine anlatamıyorum.Çünkü insanlarla iletişim kurmak benim için zor.Herkes o kadar zeki ki eminim bu söylediklerimi tecrübe edip yeni bir noktaya taşımışlardır.

Ben hala köhneleşmiş,cahil kalmış,orta çağın iyimser entelijansiyalarının fikirlerini yeni birşeymiş gibi düşüneyim.



21 Mayıs 2019 Salı

İlan-ı Aşk,

İlan-ı Aşk,

Müftela ellerimde aşk ateşi boğuk bir şekilde titriyor.
Avucumun içinde  sadece beyaz tenli uzun parmaklı ellerin üşüyor.
Hayal mi gerçek mi bilmiyorum.
Sağım solum sen oluyorsun,
Her gelen misafir oluyor senin yerine,
Kulaklarım senin yüzünden çınlıyor,
Sanki beni çağırıyorsun uzak bir yerlerden sanki sanki yorgan altından,
Sesin ağlamaklı, sesin, senin sesin bu eminim,
Hem niye başkası seslensin ki bana,
Küfretmek için bile anmazlar adımı.
Sesinin geldiği yerde
Ay doğuyor yine karanlık bir gecede,
Yıldızlar dünyamızın başına üşüşüyor,
Sanki Ay ve Yıldızlar  sana kavuşayım diye üstüme geliyor,
Hayal mi gerçek mi bilmiyorum.
Düşlerim seni kovalamaktan yorulmuyor,
Her giydiğin gecelikte benim bir düşüm var.
Sar beni ne olur müftela ellerimi aşk ateşinden titreyen
Ay ve yıldızlar ışığında gerçekten.



Edebi Yazı yazmak

İskelede vapur beklerken gözüme bir güzellik ilişti.Pembe bir bluzun içinde mini etekli sarışın ve beyaz teniyle boy gösteren bir deniz kızı. Eline küçük bir çantayla öylece iskelede durmuş saatini kontrol ediyordu.Dudakları her açılısında bazen öflüyor bazen küçük bir gülümseme bırakıyordu.Zerafet her hareketine yansıyordu.İlk başta varlığına fazla aldırış etmedim başka şeylere odaklanmaya çalıştım.Denizde sürüler halinde geçen balıkları düşündüm.Öteki vapurları,ama nafile güzellik bir kere zehirlemişti gözlerimi,tiryakisi olmuştum onu görmenin.Cesaret edip bir kez daha baktım.Güzelliği hatırladığım gibiydi.Belkide daha da güzel.Sonra bu dudakların benimle konuştuğunu benim yaptığım şakalarla yüzünde dağılmasını ve gözlerinin bir yıldız gibi parıldamasını istedim.Vapur yanaştı.Tüm kalabalık bir anda deniz kızınıda alıp vapura doluşmaya başladı.Hemen vapura atladım.Vapur bir çok deniz kızıyla doluydu.Ama benim deniz kızım değildi hiçbiri.Nihayet vapurun üst bölümünde terasta oturduğu yeri keşfetmiştim.Hemen onu görebilmek için en iyi cepheyi seçmiştim.O denize bakıyordu sadece yan yüzünü görüyordum.Yanakları denizden esen rüzgarla al al olmuştu.O an başka ne düşünebilirdim ki.Gözlerine deniz suyu kaçmıştı.Tuzlu tuzlu pul pul olmuş yanaklarını yavaştan okşuyordu.Sonra önümden bir çaycı geçti.Bir an olsun onu göremedim.Çaycı geçtikten sonra deniz kızı  vapurdan aşağı bakıyordu.Sadece saçları ve saçlarının arkası görünüyordu bana. pembe bluzunun beyaz pantolonu ve çıplak ayaklarına takılı terlikleri.Bir an olsun arkasından sıkıca sarılıp balıkları istanbulu selamlamak içimden geldi.Sonra bir an olsun yine gözlerimi uzaklara doğru diktim.Bir kaç diyeceğim vardı İstanbul'a,Ey istanbul benim gördüğümü sende görüyorsun,neden bu kız bana bunları hissettiriyor.Benim bunları düşünmemin bana ne yararı var o güzelliği öpmedikçe ya da onun için bir anlam ifade etmememin,Ey aşıklar şehri bir gün o güzel deniz kızından  bendede olacakmı acaba diye iç geçirirken karşı yakaya geçmiştik artık.
Kız vapurdan yavaşca indi.Kızı takip etmiyordum.Sadece yolumda gidiyordum.Sonra uzun boylu bir erkek çocuk bu deniz kızını almaya geldi.Vapurda gördüğüm hayran olduğum kız başka birine öyle bir atladıki kucağına öyle bir sarıldı ki,ahhh nasıl anlatsam,

Önce durdum.sonra sadece izledim.Sabahtan beri hayal ettiğiniz düşlediğiniz bir hayalin bu kadar çabuk sönmesi ne kadar yakıyor.Bazen insanlar için anlık kıyametler kopar ya.Kucağından indirdiği kızı öpe öpe yanına aldı ve sarmaş dolaş kalabalıktan kayboldular.Sonra düşündüm.düşündüm.
ve dua ettim Allah 'a  deniz kızının yüzünü hep gülümset diye.İyi mi dir kötü mü dür bilmiyorum ama vapurda bana hissettirdiklerinden ötürü onun için yapabileceğim en güzel veda en içten iyi bir dilek olurdu herhalde.Bir de başka bir deniz kızıda bana sarılsa hiç de fena olmazdı aslında.






Gargara Yapıp Gelin"

Ahh be insanlar, birbirlerine ne kadar da kolay yalan söyleyebiliyorlar. Bugün bir arkadaşım, mağazadan bir şey alabilmek için bir senaryo ...