Ahh be insanlar, birbirlerine ne kadar da kolay yalan söyleyebiliyorlar.
Bugün bir arkadaşım, mağazadan bir şey alabilmek için bir senaryo kurdu ve kendi yazdı, yönetti. Her yaptıracakları işler için insanlar bir aciliyet belirtip sonra karşısındaki insanları strese sokuyorlar. İnsan, insana zulmetmeyi nereden öğrendi? İlk Kabil kimse, onun ben anasını...
Sonra bir de zafer gibi sevinmeyi öğretmişler. Başkalarının elleri ayakları birbirine dolansın, sonra ülkemiz gelişsin diye çayla sigara ile nutuk atarlar.
Ya insanlar, eleştirirken dönüp kendilerine bir bakmazlar mı?
Ulan, ben ağzımdan beni aşan bir şey çıktığında kesinlikle duraksarım; herhalde hatamız da bu.
Bol keseden at, dilin mi yok? Ne duysalar inanıyorlar. Bilinçaltları çöplük, akıllarında o kadarları kalıyor.
Sonra bir de "Atıyor." diyorlar.
Atıyorum ama yiyosun lan hıyar!
Sonra dalga geçecekleri insanları seviyorlar.
Bizler kusursuz olmaya, kendimizce kendimizi yontmaya çalışıyoruz; sonra bir bakıyoruz ki rol yapanların ışığı parlıyor kenarda, anladın mı?
Nereden geldik bu dünyaya, bilmem ki.
Bağrıma basamadığım o kadar şekil insan var ki...
Hepsi bir maraz çıkarıyor.
Biz de sineye çekip "La havle." çekmekle yetiniyoruz.
Ulan, bu dünya bir tek sana mı yaratıldı?
Biz de insan değil miyiz?
Biz de insan evladı muamelesi görsek çok mu?
Kralın her yeri çıplak, yine de "Kullarım!" diyor.
Sizin okuduğunuz masalları bana anam anlatırdı.
Çocukken bıraktık onları dinlemeyi; artık uyutmuyor be anam.
Nefesin yalan kokuyor, azıcık gargara yapın da gelin.
Alın benden size zemzem.
He, onu da süremezsiniz ağzınıza.
Tutmaz sizi abdest.
Her yerden bağırıyor şekliniz: "Benden bir cacık olmaz!" diye.
Velhasıl, bazen bir hıyarın gölgesinde kavun arıyoruz, o da çürük çıkıyor.