Neden bu Blog ?

Samimiyeti kalbinde arayan romantik bir yazarın bence güzel sözleriyle süslü blogu...

27 Nisan 2025 Pazar

Zanlar, Yıkımlar ve Bir Avuç Kelime"

 Bardağı dolduracak ne kadar dert tasa varsa, romantik zihnimde yine doluştu. Soluk borumdan tutan ve kavrayan bir el var. İnsan, arıyor kendini zihninde. Büyük yazarları okumak veya dinlemek insanı büyük yapar zannediyordum. Sonra, Allah’a gönülden iman eden kalbe kimse zarar veremez zannediyorum. Zanlarım çoktu. Zihin katında her yaş bir deprem oluyor gönül faylarımda ama yıkılmıyor evler. Evlerin hepsi ağır hasarlı; her gün bir belediye başkanı atanıyor ve yeni bir yapım süreci başlıyor mahallelerde. Mahallelerde artık çamaşır asmak yasak. Soğukta hiçbir hayvan maması kalmayacak. Ve bir dahaki seçime kadar tüm caddelere sanat eserleri asılacak.

Hani, zeki ve duyarlı ve kibar biri olmak... Şehir, sanatçıdan geçilmiyor ama dişe değer bir cesaretin esamesi okunmuyor. Hey çaycı! Van Gogh'un yaşadığı buhrandan bir tanede bana getir. Kendi derdim yetmezmiş gibi biraz da yeni bir şeyler deneyelim.

Havalar ısındı. Havalar, güzel seven, kendi ile barışık ve gerçekten güzel insanlara ısınıyor. Şişman, çirkin ve sevimsizseniz, size hayat hep kırmızı ışıkları yakıp bekletiyor. Arkanızdakiler korna çalmıyor, hayır. Hepsinin ümidi kesilmiş, kırmızıda bekliyor. Ta ki bir polis memuru, "Tamam, süren doldu, in arabadan." demesini bekleyecek kadar.

Sahi, nisan bitti. 2024 bitti. Bugün bitti. Yarının anlamı ve beklediklerimizle kocaman bir soru işareti. Bu soru işaretleri neden her gün bir önceki günden daha büyük belirir? Başlarını ezmeli tüm soru işaretlerinin. Sanki benim soru işaretlerime nokta konmuyor. Öyle ya, konsa bir sonraki cümle büyük harfle başlayacak. Bizim tüm kelimelerimiz harfleri küçük harflerle başlıyor ve giderek küçülüyor. Aynı sevgimiz, umudumuz ve hayallerimizle beraber.

Sonra biri ya da bir şey çıkıyor, tekrar büyümeye yazıyor ellerimiz. Sonra tekrar bir darbe yiyor elimiz ve haddini bildiriyor cümlemize, kıçı kırık bir mürekkep kesiği. Ne olur, artık nokta koyup bir sonraki soruya geçmek istiyorum.

Eyy erenler, arifler, söz ehli kim varsa; derdimi anlatacak cümleler dökülmüyor kalemden ve hiçbir şair uğramamış benim buhranlarıma. Söyleyin bana, kim anlatacak beni bana? Ya da bana mı kalmalı bu işte?

Kendimi tekrar etmek istemiyorum. İstemediğim o kadar çok şey var ki, hayatta istediklerimi unuttum.

Sonra intihar etmek derler, ne kadar da kolay kaçış. İnsanlar bu hayata kendi hayatlarını sonlandırmak için gelmiş olamaz. Yenemedikleri bir hayatta nasıl kabullenirler yenilgiyi, nasıl reva görürler hayata bu zaferi? Hiç mi gurur yok ellerinde? Nerede aldıkları yeni elbiseler veyahut bilezikler? Hiç mi çocuk olup oynamadılar zengin çocuklarıyla? Ya da hiç mi bir şansla kazı kazan çıkmadı? Kime karşı bu eziklik ve bitiklik?

Hayır, kelimeler, kelimeler... Destek verin abinize; yedirmeyin hayatı bu kadar seven kimliğime. Bana yoldaş olun ve elimden tutun. Ben sizi ne kadar şefkatle döküyorsam, siz de beni öyle tutun sürahide. Aman ha, yavaş dökün gireceğimiz bardağa. Biz bir bütün olmadık mı zamanla?

Kur'an "Oku." dedi Muhammed’e, ben de sizden rica ediyorum: sevin beni. Sevilmeyi kimden isteyebilir ki? Varsa canı kelimelerin, bir zahmet ellerime revan olsunlar. Ellere bırakmasınlar. Elime yapışın sıkıca ve kurtaralım dünyayı kötülüğe emanet olmuş zihinlerden...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gargara Yapıp Gelin"

Ahh be insanlar, birbirlerine ne kadar da kolay yalan söyleyebiliyorlar. Bugün bir arkadaşım, mağazadan bir şey alabilmek için bir senaryo ...